Geçen günlerde uzun zamandır okumak istediğim bir Italo Calvino eseri olan ‘Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler’ başlıklı kitabın her sayfasında büyülü bir dünyaya dahil oldum. Küçük mevsim öykülerinde canlanan Marcovaldo, kent yaşamına yabancı, oldukça nahif ve hayata tutkun bir adam. Hayata tutkunluğu yaşamındaki büyük zorluklara rağmen doğaya olan bağlılığından ileri geliyor belki de, çünkü en büyük arzusu doğaya dönmek ve doğada yaşamak. İşte Italo Calvino’nun bu karakterini okurken onunla yola çıktığım maceraların her birinde, onu olması gerektiği, mutlu olacağı yerde görmek istedim. O yer için aklımda canlandırdığım en iyi adreslerden biri; Ege ve Akdeniz’in koyun koyuna geldiği bir doğa cenneti olan Turunç’tu. Bir kurgu kahramanı olan Marcovaldo’yu Turunç’ta ağırlamak hayal gücü sınırları dışında elbette olası değil ancak bu yazıyla karşılaşacak ve Marcovaldo’yla aynı özlemi paylaşan okurları Turunç’la tanıştırmak, tanışmış olanlara hatırlatmak için küçük bir fırsat.Kent yaşamında sıkışıp kalmış yetişkinler için doğaya sığınmanın en iyi yolu olan Turunç’u, dününü, bugününü ve süregelen projelerle büyük bir hızla yalnız doğa ve tarih değil, aynı zamanda bir bilim-kültür-sanat-doğa aktiviteleri köyü haline gelmeyi hedefleyen Turunç’un geleceğini bir de bu gözle yeniden görmek ve bu sayıda sizlere paylaşmak için Turunç’a doğru yola çıktık. TURUNÇ’A GİDİŞMuğla ili sınırlarındaki Marmaris ilçesinin beldesi Turunç’a yolculuğun ilk adımını Marmaris’e ulaşarak tamamladık. Türkiye’nin birçok ilinden otobüs firmalarıyla Marmaris’e ulaşmak mümkün. Özellikle yurtdışından ulaşım için tercihiniz havayolu ise, Marmaris’e en yakın olanı 110 kilometre uzaklıkta bulunan Dalaman Havalimanı. Bir başka seçenek ise Bodrum Havalimanı ve Turunç'a 170 km mesafede. Turunç’a Marmaris’ten sonra yaklaşık 20 kilometrelik bir yol sonunda ulaşıyorsunuz. Turunç’a Marmaris’in merkezinden kalkan, Marmaris-Turunç arasında sık aralıklarla çalışan minibüsler ya da dolmuş tekneler kullanılarak rahatlıkla ulaşılıyor. Eğer siz de bizim gibi yolculuğunuzu özel arabayla sürdürecekseniz yolunuz Marmaris’in İçmeler beldesinden geçecektir. Biz burada kısa bir mola veriyoruz ve doğanın insana sunduğu o büyük armağanlardan biriyle; Marmaris’le tanışıyoruz. Göreceğimiz eşsiz güzelliklerin henüz başlangıcı olan İçmeler beldesinden Turunç’a doğru tekrar yola koyuluyoruz. Beldenin bitiminde Turunç yol tabelasını gösteren yolu takip ederek yükselen ve virajlı bir güzergâhla Turunç’a hakim olan tepeye ulaşılıyor. Düzenli inişlerle yeniden deniz seviyesine doğru inerek devam eden yol sizi Turunç beldesinin muhteşem konumuna, doğal güzellik zenginliğine ve eşsiz manzarasına kavuşturuyor. Türkiye’nin güneybatı ucundaki Bozburun Yarımadası’nın güneydoğusunda Güney Ege’nin, küçüklü büyüklü adaları, zeytinlikler, çam ve sandal ağaçlarıyla örtülü yamaçlarının büyülü doğası içinde yer alan Turunç, Marmaris Körfezi'nin dışında, açık denize bakan ilk koy. Güneyde ve kuzeyde 350’şer metrelik Yumru ve Mersinli tepeleri, batıda 920 metrelik Palamut Tepesi ve güneybatıda 817 metrelik Eren Tepe’sinin oluşturduğu havza, doğuda Ege Denizi'nin mavi sularına ve heyecan verici manzarasına açılıyor. Turunç Koyu, aşağıda bu manzarayı bir yay çizerek tamamlıyor. Turunç tepelerine ulaşıp, bu manzaraya göz atmış olanlar bilirler ki böylesine bir nefes kesici güzelliği anlatmakta kelimeler oldukça yetersiz kalıyor. Marmaris Körfezi girişinde bulunan Yılancık Adası, Keçi Adası, Aksaz Körfezi, Ekincik Koyu, Dalyan Deltası ve İztuzu Plajı’yla devam edip Göcek'ten Fethiye'ye ulaşan kıyı şeridinin koyları ve burunları ile onları çevreleyen Gölgeli Dağları’nın uzantıları bu görkemli manzaranın fotoğrafının diğer önemli öğeleri.Turunç’un görkemli manzarasını doyasıya seyrettikten sonra yolculuğun yorgunluğunu atmak için Turunç’u, Turunç’ta yaşayanları ve yaşananları görme arzumuzu ertesi sabaha erteliyoruz ve konaklama adresimiz olan Loryma Resort Hotel’e doğru yol alıyoruz. Turunç merkezine giden yolun üzerinde turunç ağaçları içinde kıvrılan birkaç dakikalık bir yol bizi Turunç’u kuşbakışı gören, pırıl pırıl güneşi pencerelerinde karşılayan, el değmemiş saf bir doğayla kucaklaşan Loryma Hotel’e ulaştırıyor. Arabadan iner inmez havanın gerçek kokusunu unutmuş her kent insanı gibi havayı uzun uzun kokluyoruz. Doğanın, yeşilin ve mavinin kokusuna kapılmış, hayranlık dolu gözlerle çevremizi incelerken Loryma Hotel’in sahibi Atilla Berker bizi kapıda karşılıyor. Kısa bir sohbetin ardından Loryma Hotel’in arkasında uzanan yemyeşil tepenin kucağındaki odalarımıza yerleşiyoruz. Akşam yemeği, daha sonra Loryma Hotel’de yiyeceğimiz her yemek gibi damaklarımızda enfes bir lezzet bırakıyor. Tamamen doğal yöntemlerle Loryma Hotel tarafından yetiştirilen ürünlerden hazırlanan akşam yemeğinin ardından doğa sesleri arasında huzurlu bir uykuya dalıyoruz. Turunç’ta karşıladığımız ilk sabahı uzun zamandır hissetmediğim kadar dinç karşılıyorum. Penceremde güneşin minik pırıltılarıyla dans eden denizin tatlı kokusu eşliğinde Ege’nin taze yeşillikleriyle süslü kahvaltının ardından Turunç’u keşfetmek için tamamen hazırım. KUMLUBÜKÜ, BOZUKKALE VE AMOS... Turunç’u gezerken bize tüm çevreyi tanımakta yardımcı olmak için fahri rehberlik yapacak olan Turunç Belediyesi’nden Mehmet Yücel’le tanışıyoruz. Fahri rehberimizle kısa bir tura başlarken 27 yaşında bir genç olan Mehmet’e gördüğüm her ayrıntıyı, soru sorma yaşındaki çocuklar gibi hiç bıkmadan soruyorum. O ise her seferinde ilk sorumu yanıtlarmış gibi büyük bir sabır ve saygıyla sorularıma cevap veriyor. “Burada gençler neler yaparlar, hayatlarından memnunlar mı?” Turunç’un az yukarısından Osmaniye Köyü’nden olan Mehmet hiç duraksamadan cevap veriyor. “Çok mutluyuz, büyük şehri sevmiyoruz, bazen İzmir’e gitmek zorunda kalıyoruz, çok yorucu, bunalıyoruz…” Turunç’ta olmaktan mutlular. Kız erkek birçok genç, yaz döneminde turizm sektöründe çalışıyormuş. Zaten Turunç’un yerlilerinin çoğu artık “turizmden ekmek yiyorlar”mış.” Şehir dışına çıkan ya da üniversite için Muğla’da bulunan çok genç var mı?” diye soruyorum, “Yok diyor, yaşıtlarım genellikle buradan çıkmadılar.” Ama “şimdiki çocuklar okuyorlar”mış. “Biz okumadık, hiç iyi olmadı…” diyor, “… oysa turizm konusunda okuyabilirdik, çok iyi olurdu. Ama bizden sonrakiler güzel okuyorlar…” Kış dönemi Turunç sakinleşirmiş; o zaman da kahvelerde buluşurmuş gençler. “Burada yaşamaktan mutluyuz, yalnız...” diyor, “gençler için spor yapacakları büyük alanlar da olsa çok iyi olur.” Bunun dışında halinden öyle memnun görünüyor ki gıpta ediyorum, başka bir şey sormuyorum. Gezimize Turunç çevresinde kısa bir turla başlıyoruz. Kumlubükü ilk ziyaret noktamız. “İki ucu bükülmüş bir yay” olarak tanımlanan Kumlubükü; otelleri, günlük teknelerin uğrak noktası olan sahil lokantalarıyla ve mağarasıyla ünlü. Yemyeşil tepelerle çevrili Kumlubükü’nün güneydoğu tepelerine doğru yaptığımız yürüyüşte bu sürpriz mağara karşılıyor bizi. Sarkıt ve dikitlerden oluşan mağara ön araştırmalara göre yaklaşık 5000 yıllık bir geçmişe sahip. Yer yer daralan geçitleriyle birçok galeriden oluşuyor. Fahri rehberimiz Mehmet bu mağarayla ilgili bir efsaneden bahsediyor. Mağaranın girişinde biri sarkan, diğeri henüz düşmüş olan iki taşın efsaneye göre zamanında birbirlerini seven ancak kavuşamayan iki gencin sembolü olduğunu anlatıyor. Turunç’u çevreleyen Loryma, şimdiki adıyla Bozburun Yarımadası’nın her yanında antik çağa ait izlerle, dokularla karşılaşıyorsunuz. Turunç’a 4 kilometre uzaklıkta bulunan Amos da mutlaka ziyaret edilmesi gereken bu tarih zengini yarımadada önemli ören yerlerinden biri. Direksiyonumuzu Amos’a çeviriyoruz ve Rodos Birliği’nin en önemli üç yerleşim yerinden biri olarak bilinen Amos’a ulaşıyoruz. Küçük bir koy ve tepe boyunca uzanan surların batısında bir de tapınak kalıntısı bulunuyor. Kitabelerde bu tapınağın Apollo’ya ait olduğu bilgisi yer alıyor. Amos’la ilgili günümüze kadar yapılan en kapsamlı araştırmalardan biri İngiliz arkeolog George E. Bean'e ait. İngiliz arkeolog George E. Bean'in saha araştırmalarında bölgeyle ilgili olarak kentin gelişmiş sosyal ve ekonomik yapısına dönük önemli belgeler bulunuyor. Bu belgeler arasında en önemli noktalardan biri Amosluların bölgelerinde gelişmiş bir toprak ve tarım reformu olarak tanımlanabilecek düzenlemelerin uygulamalarına ilişkin olanlar. Bulunan taş teraslama duvarlarına ait izler bu çalışmaların yamaçlarda ekilmeye uygun, düz arazi kazanmak üzere yapılmış olduğu görüşüyle yorumlanıyor. Ayrıca araştırmalarda, deniz tabanında ve hemen hemen her inşaatın temel kazısında bulunan amfora parçaları ise Amosluların yoğun bir biçimde bağcılık yaptıkları ve şarap ürettiklerini gösteren kanıtlar olarak günümüze ulaşmış. TURUNÇ’UN DÜNÜ BUGÜNÜGörüyoruz ki Turunç yalnızca doğal güzellikleriyle değil, aynı zamanda tarihi mirasıyla da ziyaret edilmesi gereken önemli noktaların başında geliyor. Şimdiki adıyla Bozburun Yarımadası'nın antik çağda ‘Loryma Yarımadası’ olarak anıldığını görüyoruz. Yarımadanın güneybatısında ise doğal liman niteliğine sahip Loryma Limanı ve stratejik değeri yüksek bir askeri üs olarak bilinen Loryma Kalesi yer alıyor. İki ucunda yuvarlak birer kule ve bunların iç taraflarında birer sarnıç bulunduğu tespit edilen kalenin orta kısımlarında ise dokuz adet kare kule belirlenmiş. Bir doğal liman olan ‘Loryma Limanı’ bugün ‘Bozukkale Koyu’ olarak adlandırılıyor. Kaynaklara göre Peloponnes deniz savaşında Loryma Limanı, Atina gemileri tarafından sığınak olarak kullanılmış. MÖ 395 yılında Atina’lı kumandan Conon, Cnidus Savaşı’ndan önce gemilerini bu limanda toplamış, MÖ 305 yılında ise Antigonus’un oğlu Demetrius Rodos’a yaptığı saldırının hazırlıkları için Loryma Limanı’nı seçmiş. Yazılı kaynaklara göre Turunç’un bulunduğu bölge milattan önce 3500 yıllarında bir süre, Girit’ten gelerek tüm Güney Ege Bölgesi’ni işgal eden Karyalı’ların denetiminde kalıyor. Karyalı’lardan sonra bölge sırasıyla Mısır, Asur, İyon, Dor, Lidya ve Pers egemenliğine giriyor. Persler döneminde Büyük İskender’in Persler’i yenmesiyle birlikte bölge yeniden Karyalı’ların egemenliğine daha sonra ise Roma hakimiyetine geçiyor. Roma İmparatorluğu’nun bölünmesiyle birlikte 13. yüzyıla kadar Bizans hakimiyetinde kalan bölgede Türk egemenliği Menteşeoğulları ile başlıyor. Bölge 1450 yılında Osmanlı egemenliğine giriyor. Bölgenin geçmişine yapılan kısa yolculuklar, antik çağdan bugüne birçok medeniyetin izlerini taşıyan Bozburun (Loryma) Yarımadası’nın ilgi çekici ve verimli yapısıyla her dönemde gözde bir yerleşim noktası olduğunu gösteriyor. Bozburun (Loryma) Yarımada’sının ve Turunç’un daha yakın tarihine dönecek olursak 20. yüzyılın başlarında Toroslar’ın Anadolu eteklerinden ayrılarak batıya doğru göç eden Yörüklere rastlanıyor. Yakın akraba birkaç ailenin oluşturduğu Yörükler, başlangıçta Turunç Koyu ve çevresindeki tepelerde, birbirlerine yakın uzaklıklarda, küçük obalar kurarak yerleşik düzene geçiyor. Bu yerleşim zaman içinde, Osmaniye Köyü adı altında birleşiyor ve sonrasında Turunç'un da dahil olduğu, değişik isimlerdeki 15-16 mahalleyi kapsayan bir mülki idare birimi oluşturuluyor. Yörenin yeni topluluğunun geleneksel uğraşlarının ilk sırasını keçicilik alıyor. Bunun yanında, keçi boynuzu, defne, adaçayı, kekik, gibi orman ürünleri toplamak, küçük düzlük alanlarda ziraat, balcılık ve balıkçılık yeni ahalinin geleneksel uğraşları arasına katılıyor. |
|||||||||||||
![]() |
|||||||||||||
Turunç bugün büyük otelleri, pansiyonları, apart otelleri, restoranları, uluslararası bir sanat merkezi, mavi bayraklı plajları, tarihi ve doğal dokusuyla büyük bir turizm cenneti. Turunç; temiz, bakımlı, donanımlı, güvenli bir çevrenin sembolü olarak, çevre eğitimi ve bilgilendirmeye önem veren Mavi Bayrak ödülünü 1998 yılından beri her yıl almaya hak kazanıyor. Son yıllarda ise Turunç’ta birçok yeni proje uygulamaya giriyor. Turunç’u Turunç’ta yaşayanlar kendi elleriyle, kendi çabaları ve özverileriyle hak ettiği mertebeye ulaştırmak ve korumak için büyük bir uğraş veriyorlar. Bu uğraşların başını çeken projelerden en önemlisi bu yıla kadar devam eden Pro-Turunç. Pro Turunç, Turunç beldesini bir bilim-kültür-sanat ve doğa aktiviteleri köyü haline getirmeyi, bu faaliyetleri yöre insanına taşımayı, Turunç’un doğal güzelliklerine yeni renkler katmayı ve bölgeyi uluslararası semalara taşımayı ve bu biçimde turizm gelirlerini arttırmayı hedefleyen uzun soluklu bir proje. Proje çerçevesinde Türkiye’den ve dünyanın çeşitli ülkelerinden profesyonel ve amatör sanatçılar, bilim adamları, sanat ilgilileri Turunç'taki Internationale Akademie Marmaris (Uluslararası Marmaris Akademisi-IAM)’in önderliğinde ağırlanıyor. IAM’ın etkinlikleri Turunçluları olduğu kadar Turunç’un yerli ve yabancı tüm misafirlerini de sanatla, kültürle buluşturuyor. Turunç’un sokaklarında tuvalini renklerle buluşturan bir ressam, aklındakileri yontularına işleyen bir heykeltıraş, enstrümanının tınılarıyla gelip geçenleri büyüleyen bir müzisyen görmek ya da konularında uzman bilim insanlarının akşam toplantılarına katılmak olağan bir hale geliyor. (www.akademionline.net) Turunç için gece gündüz çalışan Turunç gönüllülerinin ortaya çıkardıkları bu eşsiz beldeyi, yerli Turunçluların yadsınamaz yerel dokularını, gerçekleşen projelerle doğa ve sanatın kusursuz uyumunu, doğanın insana bahşettiği bu ihtişamlı portreyi paylaşmak isteyen doğa ve yaşam tutkunları; yollarınız bu kez Turunç’ta buluşsun, yaratılan güzellikleri paylaşmak ve bu güzelliklere yenilerini eklemek için. İyi Yolculuklar... Baran Yıldırım |