ANADOLUHİSARI
En eski Türk mahallesi...
ANTAKYA
Zaman ve mekanın ötesinde Sırların kenti...
ADANA
Torosların yeşilinden Akdeniz!in mavisine...
MERSİN
Korkusuz kralların şehri...
KONYA
Gönüller diyarı Mevlana Şehri...
ALTINÖZÜ
Zenginlikler arasında Hatay'ın şirin bir ilçesi...
KIRIKHAN
Amik Ovası'nın "HANLAR ŞEHRİ"...
VAKIFLI
Anadolu'nun son Ermeni köyü...
REYHANLI
Türkiye'nin güney kapısı Sınırkent...
SAFRANBOLU
Dünya mirası evler...
YAYLADAĞI
Çam ağaçlarının gölgesinde...
KARABURUN
İzmir'de saklı bir cennet...
İSKENDERUN
İpekyolu'nun limanlar şehri...
AKÇAKOCA
Karadeniz'in incisi...
ARSUZ
Bir Akdeniz Tablosu...
HARBİYE
Daphne'nin gözyaşları...
PİRAZİZ
Giresun2un yaylalar diyarı...
KASTAMONU
Konaklar Şehri...
SOĞUKOLUK
Akdeniz'de bir Güzelyayla...
DÖRTYOL
Bütün yolların Roma'ya çıktığı söylenir...
KAPADOKYA
Bir masal diyarı...
SAMANDAĞ
Doğu Akdeniz'in Asi Coğrafyası...
KULA
Ege'de bir Anıtkent...
BÜYÜKADA
Beyaz Köşklerin Soylu Adası...
FETHİYE
Akdeniz'in Güneş Kenti...
BODRUM
Halikarnas...
TURUNÇ
Güney Ege'nin Parlayan Yıldızı...
Kralların sürgün adası olarak da bilinen Büyükada, uzun yıllardır
İstanbullular’ın sayfiye yeri olarak tercih ediliyor. Marmara denizinin
mavisinde ve adanın yeşilliğinde soyluları ağırlayan Büyükada; büyük beyaz konaklarıyla renkli hayatlara tanıklık ediyor.
Ada düşüncesi çoğu zaman bir yalnızlık hissi verir. Bir adayı şekillendiren mavi sular adaya ne kadar yakın olursa olsun onu anakaradan ayırır. Adaya gitmek ile adalı olma hali arasındaki farklılık ancak yaşam deneyimi ile anlaşılabiliyor. İstanbul’un adı gibi en büyük adası Büyükada, bir adada yaşamanın farkını hissettiriyor. İstanbul’dan masmavi sularla ayrılmış, bir yüzyıl öncesinin İstanbul’u gibi dimdik duran Büyükada, hem evsahiplerini hem de misafirlerini derin bir sessizlikle bağrına basıyor.

H
uzurlu masmavi bir deniz, yemyeşil bir çevre, motorlu araçlar yerine faytonlu ve bisikletli caddeler arıyorsanız Büyükada tam size göre demektir.

Büyükada’ya İstanbul’un birçok iskelesinden seferler düzenleniyor. Ada, vapur ve teknelerle yaklaşık 15-20 dakika uzaklıkta. Sık düzenlenen vapur seferleriyle İstanbul ve Büyükada ulaşımında hiçbir sıkıntı yaşanmıyor. Her şey sanki Büyükada’ya gidebilmeniz için hazırlanmış. Eminönü, Kabataş, Bostancı ve Kartal’daki iskelelerde n vapurlara bindiğinizde dalgaları yararak Büyükada’nın panoramik seyrine dalıyorsunuz. Büyükada yaklaştıkça çam ağaçlarının koyu yeşil rengi içinde beyaz ahşap ve taş binaları beliriyor. Bir arınmışlığın simgesi gibi tarihi iskelesinde karşılıyor sizi Büyükada. Artık, ayak bastığınız bu toprakların kokusunu içinize çekebilirsiniz.

İmparatorların Sürgün Adası

İki kıtayı buluşturan iki yarımada üzerinde yükselen İstanbul’un 9 adasının en büyüğüdür Büyükada. İstanbul’a bağlı 9 ada içinde en uzak olanıdır aynı zamanda. Tarih boyunca onlarca adla anılmış; Megale, Prinkipos, Demonissia, Prinkepo, Kızılada, Prens Adası ve en son adı Büyükada… Yaklaşık 5.4 kilometre kare yüzölçümü ile Büyükada, doğal dokusu ve ikliminin de elverişli olmasıyla tarih boyunca İstanbul ve çevresine yerleşenlerin ilgisini çekmiş. Yazları nüfusu 10-15 kat artan adanın yerli nüfusu ise 2000 yılı sayımına göre 7 bin 300 civarında. Aslında ada nüfusu tarihsel geçmişiyle oldukça kozmopolit bir yapıya sahipmiş. Bunun izlerini adada bulunan tarihi mabet ve yapılardan da anlayabiliyoruz. Adada üç semavi dine ait ibadet yerleri bir arada bulunuyor. Hristiyan mabetleri genelde yerleşimden uzak, yüksek yerlere yapılmış. Camiler ise yerleşim alanlarının tam kalbinde yer alıyor. Büyükada’da 19. yüzyılda yapılmış bir tane de sinagog bulunuyor.

Bizans döneminde Büyükada imparator ve imparatoriçelerin sürgün adasıymış. Burada tahttan indirilmiş soyluların trajedileri yaşanmış, sürgün günleri tamamlanmış. 19. yüzyıla kadar çok fazla yerleşim yeri olmayan Büyükada’ya vapur seferlerini başlaması ile Osmanlı ve batılıların önemli bir dinlenme ve yazlık alanı haline gelmiş. 19. yüzyıl İstanbul’unu anlatan tasvirlerde Büyükada iskelesi hep ışıltılı gece görünüşü ile dillendirilmiş. Cumhuriyet kurulana kadar ada nüfusu çoğunlukla Rumlar’dan ve gayrimüslimlerden oluşuyordu. Savaşlar ve nüfus mübadeleleri ile adanın nüfus yapısı değişmiş ve Rumlar’ın boşalttığı yerlere zaman içinde Türkler yerleşmiş. Adanın nüfus anlamında toplumsal çeşitliliği zamanla azalmış olsa bile, geçmiş dönemden geriye kalan hem mimari hem de kültürel zenginlik varlığını günümüze kadar korumayı başarmış. Cumhuriyet’in batılılaşmayı hedefleyen kadroları Büyükada’yı hem dinlenme hem de eğlence mekanı olarak seçmişler. Büyükada’nın beyaz çiçekler gibi duran köşkleri yeni sahipleriyle bütünleşerek balolara ev sahipliği yapmış. Sayfiye yerleri olarak fayton gezileriyle anılır olmuş. Büyükada günümüzde İstanbul’un hem içinde hem dışında konumuyla bir kasaba tadında seyir imkanı veriyor.

Fayton ve Bisikletle Ada Turu

Büyükada mimarisi ve insan ilişkileri ile yüzyıl öncesinin İstanbul’ununa benziyor. Motorlu araçların işgal etmediği 100 yıl öncesinin İstanbul sokaklarını dolduran faytonlar gibi Büyükada’nın temel ulaşım aracı fayton ve bisiklettir. Büyükada’ya motorlu araçlar giremez. En azından resmi kurumların kullandığı kısıtlı sayıdaki araç dışında benzin ve mazot kokan araçlar Büyükada’nın yollarında yok. Egzoz sesi yerine at ve fayton sesleri, bisiklet çıngırakları sokakları doldurur. Büyükada’nın turistik gezileri Büyük ve Küçük Tur da faytonla gerçekleştiriliyor. Saat Meydanı’nın solunda bulunan Faytoncu Meydanı, faytonlu atlarla dolup taşmış. Müşteriler geldikçe sıradaki fayton hareket ediyor ve koca bir sıra harekete geçiyor. Yüzlerce süslü fayton ve onları çeken atlar ziyaretçiler için güneşin altında bekliyor.

Adaya varış noktamız olan tarihi Büyükada Vapur İskelesi bir Osmanlı neo-klasik akımın temsilcisi. Kubbeli ve süslemeli bu binanın mimarı kesin olarak bilinmemekle birlikte Bostancı ve Moda iskelelerini yapan mimar Vedat Tek olduğu tahmin ediliyor. 1914 yılında inşa edilen tarihi iskelenin göze çarpan çinileri ise Kütahyalı Mehmed Emin Efendi tarafından yapılmış. İskele’den çıktıktan sonra direkt karşınızdaki sokaktan ilerlerseniz Saat Meydanı’na çıkarsınız. Tarihi Saat Kulesi’nin tam merkezinde olduğu meydanı cafeler ve oteller çevrelemiş. Hangi cafenin ya da restaurantın kapısında dursanız sıcak bir “hoş geldiniz” duyarsınız. Tarihi Saat Meydanı çevresi bugün Paris sokaklarında benzerlerine rastlanan cafelerle renklenmiş. Saat Meydanı’nın hemen sağında yer alan Fayton Meydanı’nı bir yandan faytonlara ev sahipliği yaparken hemen yanında tarihi bir kiliseyle komşudur; Panayia Kilisesi. Panayia yaygın bilinen adıyla Meryem Ana Kilisesi’nin yortusu Hz. Meryem’in ölüm tarihi olan 15 Ağustos. Kilise komşusu olduğu Fayton Meydanı nedeniyle Arabacılar Kilisesi olarak da biliniyor. Büyükada’nın koruyucu Azizi olarak bilinen Ayios Dimitrios’a adanmış bir başka kilise de Büyükada’da bulunuyor. 1856 yılında inşa edilen kilise çatılı ve kubbesizdir, yani baziliki tarzındadır.

Adadaki bu dinsel zenginliğin başka bir mimari örneği de Hamidiye Camii’dir. Hamidiye Camii’ne ulaşmak için faytonların işlediği Çınar Caddesi’ni dik kesen yola çıkmanız gerekiyor. Vapurla adaya yaklaşırken minareleri ile gözümüze ilişen Hamidiye Camii 2. Abdülhamit’in emri ile 1895 yılında inşa edilerek ibadete açılmış. İki katlı bu yapı kesme küfeki taştan yapılmış. Tek şerefeli kesme taş minarenin kapısı da avluya açılıyor. Cami bütün ada binaları gibi bir bahçe ve yeşillikler içinde. Hamidiye Camii’nden aşağılara, kıyılara ve ötesine bakmak için kafanızı kaldırdığınızda sizi leylakların kapılarından sarktığı ada sokaklarını ve evlerini görürsünüz.

19. Yüzyıl Hatırası Adanın Beyaz Köşkleri Birer Sanat Eseri

İskeleden itibaren sol tarafta balık lokantaları, sağ tarafta ise Anadolu Kulubü’ne doğru çay bahçeleri, cafeler ve balıkçı barınakları bulunuyor. İlçe merkezini Saat Meydanı’ndan başlayarak gezersek, sahil boyunca Recep Koç Caddesi ve Zagonos Paşa Caddesi üzerinde onlarca dükkan, cafe ve restaurant görürsünüz. Adalar Belediyesi’de bu yol üzerinde bulunuyor. Lala Hatun ve 23 Nisan Caddeleri üzerinde de bir o kadar eğlence ve dinlenme mekanları bulunuyor. Adanın köşkleri bembeyaz yapılar olarak restorasyonlarla günümüze kadar gelmeyi başarmış. 19. ve 20. yüzyıl başlarında yapılan ahşap köşkler geleneksel Türk mimari izleri ile Batı’dan gelen uslüplerin birleşimi gibi. Avrupa da bile örnekleri az görülen Art Nouveau tarzı köşkler adanın her yerine yayılmış durumda, faytonla yapacağınız gezilerde sıklıkta bu binaları görürsünüz.

Fayton ya da bisikletle izlenen Büyük Tur bütün adayı boydan boya, yerleşimin bulunmadığı ormanlık alanı da dolaşmanızı sağlıyor. Küçük Tur ise adanın neredeyse orta noktası olan ve yerleşim alanının sonu sayılan Dil Burnu noktasından içeri girerek Birlik Meydanı’ndan ve Yılmaz Türk Caddesi ile İskele’ye dönüyor. Birlik Meydanı’nda İsa ve Yüce Tepe’ye çıkanları bekleyen faytonlar bulunur. Bir de Lunapark Gazinosu. Fayton yolculuğunuz Çınar Caddesi üzerinde başlıyor.

Merkezin yoğun yapılaşmasından kurtulduğunuz zaman Çankaya Caddesi üzerinde ilerliyorsunuz demektir. İlk önce ilçe kaymakamlık binası dikkatinizi çeker. Oldukça büyük olan bu bina yüzünü Heybeli’ye ve İstanbul’a dönmüş. Ara sokaklar lavanta ve çiçekler arasında denize doğru şekillenmiş. Sokaklar denize, caddeler adaya aitmiş gibi duruyor. Adanın mimari açıdan oldukça bir başka yapısı da Conk Paşa Köşkü. Bu köşk televizyonda yayınlanan Hatırla Sevgilim dizisinde Başbakan Adnan Menderes’in evi olarak da kullanılmış. Oldukça ünlü olan köşkün önünden faytonla geçerken biraz daha dikkatli bakmanızı öneririz. Küçük Tur’un Birlik Meydanı’ndan döndüğün sonraki ilk önemli yapı ünlü romancı Reşat Nuri Güntekin’in Yılmaz Türk Caddesi’ndeki evidir. Ada bir kaçma, ruhu arındırma yeridir demiştim, belki Reşat Nuri de böyle düşünmüştü. Çalıkuşu’nun hikayelerinde belki ada mekan olarak geçmiyor ama ruh olarak adalılık, ayrıksılık Çalıkuşu Feride’nin kişiliğinde simgeleşiyor. Denize bakarak romanlarını yazan Güntekin’in evi bugün hala eserleri gibi yaşıyor, denizin sonsuz maviliğiyle buluşuyor.

Yüce Tepe’den İstanbul ve Ada Manzarası

Büyükada’nın Yüce Tepe ve İsa Tepesi adlarında iki büyük tepesi var ve bu iki tepe bir boğaz ile birbirinden ayrılmış. İsa Tepesi, burada bulunan Hristos Manastırı nedeniyle Hristos Tepesi olarak da biliniyor. Birlik Meydanı’ndan çıkılan Kadıyoran Yokuşu’nun sonunda, İse Tepesi’nde yer alan bu manastırın, Bizans döneminde 1158’li yıllara kadar dayandığı tahmin ediliyor. Burada ayrıca 19. yüzyılda inşa edilmiş devasa Rum Yetimhanesi de bulunuyor. Bina 1898 yılında bir Fransız şirketi tarafından otel olarak kullanılmak için yapılmış ancak süreçte bu gerçekleşmeyince sonunda dönemin patriği III. Yoakim burayı satın alarak Rum Yetimhanesi’ne dönüştürmüştür. Uzunluğu 102.5 metre, genişliği 25-35 metre olan bu bina özellikle Yüce Tepe’den bakılınca oldukça muhteşem görünüyor.

Yüce Tepe, Büyükada’nın en yüksek noktasıdır. Tepenin doruğunda bulunan Aya Yorgi Kilisesi nedeniyle tepe bu adla da anılır. İnanış nedeniyle Birlik Meydanı’na kadar faytonla gelen ziyaretçiler Yüce Tepe’ye çıkan yokuşu yürüyerek aşarlar. Kutsal sayılan bu yer Hristiyanlar olduğu kadar Müslümanlar tarafından da ziyaret ediliyor. Özellikle dileği olanlar, hasta olanlar buraya mum yakmaya geliyor. Kiliseye çıkan yol bu ziyaretlerde ev isteyenlerin kaldırım taşlarını sökerek mini evler yapmaları nedeniyle delik deşik olmuş desek yeridir. Özellikle 23 Nisan’da bu yokuş baştan aşağı insanla dolup taşar. Uzun kuyruklar oluşur. Meydanın hemen başında dilek eşyaları satıcıları yer alıyor. Ev isteyene, araba isteyene, sevgi ve aşk isteyen her şeye her dileğe uygun bir sembol satılıyor. Dilek ticareti kendi çarkını burada da döndürüyor. Aya Yorgi’ye çıktığımızda bahçenin bütün adayı ve İstanbul’un Anadolu yakasını gösteren açısı bizi büyülüyor. Büyükada ayaklarımızın altında. Karşıda İstanbul dev bir duvar gibi yükseliyor. Karşımızda İsa Tepesi ve Rum Yetimhanesi. Bahçedeki ağaçların dalları dileklerin yazılı olduğu bezlerle donanmış. Aya Yorgi 10. yüzyıldan kalma bir manastır aslında. Tam adı da Agios Georgios Rum Ortodoks Manastırı. Kilisenin içindeki ikonoların güzelliği gözlerinizi uzun süre onlardan ayırmanızı engelliyor. Büyük bir sessizlik ve huzur hakim bu tepeye…

Yemyeşil Orman ve Masmavi Dil Burnu

Kızılçam ağaçları içindeki Büyükada’da ister piknik yaparak hafta sonunu dinlenerek geçirebilir isterseniz plajlarda denize girip güneşlenerek bronzlaşabilirsiniz. Adanın kuzey-güney yönünde, batı tarafından dik olarak çıkan Dil Burnu piknik için ideal bir alan. Ağaçlar arasındaki piknik masaları sizler için boş bekliyor. Burada Nizam ve Yörük Ali plajları da bulunuyor. Plaja gitmek istemiyorsanız eğer Aşıklar ve Viranbağ kır gazinolarına gidebilirsiniz. Aşıklar Gazinosu’nda Dil Burnu manzarasıyla dinlenebilir, Lunapark Gazinosu’nda da dinlenirken Aya Yorgi’ye yürüyerek çıkılan yokuşun çilekeşlerini, umut yüklülerini ve gezginlerini görebilirler.

Yazı: Engin Buz

iiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiCopyright © Has Seyahat Dergisi / HAS Turizm 2007 - Bütün Hakları Saklıdır.