SİTE İÇİ ARAMA









AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ


Bir masal perisinden,
         Bir kültür başkentine!..

İstanbul, kuşkusuz dünyanın en eski yerleşimlerinden biri!..
Ve bu yaşlı gezegenin, belki de, en güzel, en nazlı ve en mistik şehri! Bilinen tarih boyunca, ressamların, şairlerin, müzisyenlerin,
kısacası tüm sanatçıların sevgilisi olmuş bir masal perisi!..



2010’da Avrupa Kültür Başkenti seçilen İstanbul, sadece bu dönem değil geçmiş yüzyıllarda da kültürlerin buluşma noktasıydı!.. İki kıtayı birleştiren boğazı, eşsiz güzelliği ve tarihi dokusuyla, her daim çok güzel olan şehir; özellikle son yüzyılda varolup gelişen fotoğrafçılık sayesinde, gizemli yüzünü tüm dünyaya gösterdi.

19.yüzyıl İstanbul’unu gözler önüne seren bu eski, ama bir o kadar da güzel ve değerli fotoğraflardan da anlaşılacağı gibi, şehir hep dolu dolu yaşadı ve paylaştı hayatı İstanbullularla!..

Son 100-120 yıl içinde, sadece yazılı değil, görüntülü tarihini de belgeleyebildiğimiz İstanbul’da, özellikle, 1839'da Topkapı Sarayı'nın Gülhane Bahçesi'nde okunarak halka ilan edilen Tanzimat Fermanı ile yeni bir dönem açıldı. Batılılaşma sürecinin hızlandığı bu dönemde İstanbul'da mimariden yaşama tarzına, eğitim kuruluşlarından sanayi kuruluşlarına kadar birçok alanda yenilikler yaşandı.


Bu dönemde şehir yeni alanlara doğru genişlemeye başladı. Suriçi Bakırköy yönünde, Galata ise Teşvikiye yönünde yayılırken; Boğaziçi'nde Sarıyer'e iskan hızlandı. Anadolu yakası ise bir taraftan Bostancı, diğer taraftan Beykoz'a doğru büyüdü. Bu yıllar, altyapı ve kent hizmetlerinde de önemli gelişmelere sahne oldu. Haliç üzerine köprü yapılması, tünel (ilk metro), Rumeli Demiryolu, kent içi deniz taşımacılığı yapan Şirket-i Hayriye'nin açılması, Şehremaneti (Belediye) örgütünün diğer belediye dairelerinin kurulması, ilk telgraf hattının çekilmesi, Zaptiye Nezareti'nin kurulması ve ona bağlı karakolların açılması, Vakıf Gureba Hastanesi'nin hizmete girmesi ve Atlı Tramvay Şirketi bu gelişmelerin sadece bazılarıdır.

1876'da I.Meşrutiyet’e sahne olan İstanbul, halk arasında "Üçyüzon Depremi" denen 1894 depreminde büyük zarar gördü!. 1918'de İngiliz işgalini, akabinde ‘’geldikleri gibi gittiklerini,’’ kurtuşu ve 1923’te Cumhuriyeti yaşayan İstanbullular; sanki bir masaldaymışcasına, 1954’te donan boğazın üzerinden yürüyerek, bir kıtadan diğerine geçti!..

Doğal ve tarihi dokusu, camileri, müzeleri ve sarayları ile; geçen yüzyılda ‘’kültür başkenti değil, ama kültürün ta kendisi’’ olan bu şehir; arabalı vapurları, boğazdaki asma köprüleri, deniz otobüsleri, metrosu ve metrobüsü ile şimdi de millenium’u yakaladı, değişti, gelişti!.. 2010’un Kültür Başkenti seçildi!..

Ama 19.yüzyıldan miras kalan bu fotoğraflardan da anlaşılacağı gibi; yaşlı ama dünyalar güzeli bir masal perisi olan İstanbul, bu tip başarıları pek umursamaz, bunlardan şımarmaz!.. Çünkü bu şehir; kız kulesine, ona sevgilileri taşıyan kayıkçılara ve boğazın martılarına emanet ettiği asil ruhunu hiçbir zaman kaybetmemiştir!.. Ve de kaybetmeyecektir…

Hakan Altınçekiç


                                   Copyright © Has Seyahat Dergisi / HAS Turizm 2007 - Bütün Hakları Saklıdır.