SİTE İÇİ ARAMA



Güneşin ortadan kaybolmaya başladığı andan itibaren sokakları hızla boşalıyor Beypazarı’nın. Oysa biraz önce uçurtmalarını rüzgarla yarıştıran çocukların çığlıkları, günlük telaşın içindeki caddelerde çınlıyordu. Hızlı adımlarla evlerine dönen insanların boşalttığı ara sokaklardaki tek hareket gölgelerinki artık.
Karanlığın koyu perdesiher şeyi siyaha boyarken, gecenin
ıssızlığı çöküyor şehrin üstüne yavaşça. İpek yolu üzerinde
yüzyıllar boyunca kervanlara ve tacirlere ev sahipliği
yapan Beypazarı,
akşam alacasının ardından
mahzun bir aranlığa bürünüyor.


Sabahın erken saatlerinden itibaren hayatın hareketli temposu yeniden başlıyor. Özellikle kentin kalbinin attığı Alaaddin sokak, kepenk sesleriyle yeni güne merhaba diyor. Örslere inen çekiç sesleri, kalaylanan koca kazanların ve kapı önlerine çıkarılan eşyaların tok gürültüsü havaya karışıyor yavaş yavaş. Hafta sonları ise hemen hepsi aynı renk ve boydaki şemsiyelerin altına kurulan yerel tezgahlar, şehrin yeni yüzünü yansıtıyor bize.

Yüzyılların ata yadigarı el sanatları, ev işi kuru gıdalar, turşular, reçeller ve el yapımı takılar, Ankara’nın şirin ilçesi Beypazarı’nı ziyarete gelenleri geçmiş yıllara götürüyor bir anlamda. Çoğunluğunu ev kadınlarının oluşturduğu satıcılar, geçime katkıda bulunmanın gururunu taşıyorlar güleç yüzlerinde. Geleneksel kültürel değerlerden izler bulacağınız Beypazarı, ahşap evleriyle bir müze kent görünümünde. Cumbalı pencereler ve ‘guşgana’ adı verilen bir çatıdan oluşan iki ya da üç katlı bu yapıların iskeletleri de ahşaptan yapılmış. Duvarlar, odalardaki kirli havayı ve nemi alan yöreye özgü tatlı kireç denilen bir malzemeyle kaplanmış. Zemin katları taştan, diğer bölümleri ahşaptan yapılan evlerin girişinde, değerli eşyaların saklanması amacıyla kullanılan demir kapılı mahzenler bulunuyor. En büyüğü 1884 yılında olmak üzere pek çok büyük yangın geçiren Beypazarı, her seferinde yenilenen çehresiyle zamana karşı direnmiş. Son yangının ardından kerpiç kullanılarak inşa edilen binalarıyla bugünkü görünümüne bürünen ilçe, iç turizmin dinamiklerinden biri haline gelmiştir.


Şimdilerde Hıdırlık olarak anılan Karakaya tepesinden kenti seyrediyorum bir süre. Eskinin güzelliği ile yeninin vazgeçilmezliği arasındaki çelişki tüm çıplaklığıyla önüme seriliyor.

Bir yanda konaklarla çevrelenmiş ilçe merkezi, diğer yanda merkezin dışına doğru gelişen yüksek ve yeni binalar… Beypazarı’nın konumlandığı coğrafi bölge oldukça ilginç. Orta Anadolu fay hattı üzerindeki yerleşim vadilerin arasına kurulmuş. Balık sırtını anımsatan keskin kayalık tepelerin izin verdiği düzlüklere yapılmış tarihi evler. İlk çağlardan beri önemli bir yerleşim yeri olan Beypazarı; Frig, Galat, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı egemenlikleri altında yaşamış. Roma döneminde Lagania (Kaya Doruğu Ülkesi), Bizans’ta ise Lagania Anastasiapolis olarak anılan kent, Kütahya beyi Germiyanoğlu Yakup Şah’ın veziri Dinar Hazar tarafından Osmanlı topraklarına katılmış. Osmanlı Devleti'nin toprak rejiminin ve askeri sisteminin bel kemiğini oluşturan Tımarlı Sipahi merkezlerinden birisi olan Beypazarı, yöredeki sipahi beyine ve ekonomik hayatın yoğunluğuna istinaden bugünkü adını almış.



Başlıca geçim kaynağı tarım olan yerleşimin bugünkü ekonomik değerleri arasında maden suyu, karoseri sanayi ve yakınlardaki Çayırhan Termik Santrali sayılabilir. İpek Yolu ve Kral Yolu üzerinde bulunan Beypazarı, tüccarların ve orduların uğrak yeri olmuş geçmiş dönemlerde. Zamanında Mundaracı deresinin altı yüz dükkanlık çarşının ortasından aktığını belirtirsek, ilçenin tarihsel önemini daha iyi kavramış oluruz. Antik çağlardan beri tiftik pazarı ve kumaş üreticisi olan bu kasaba, ustaların mekanıymış aynı zamanda. Bakır, semer, demir, saraç ve dokuma ustaları nice zanaatkarlar yetiştirip ticari hayata önemli katkılarda bulunmuşlar.

Günümüzde restorasyonu devam eden Suluhan, çeşitli meslek kolları için ayrı sokakları bulunan arasta ve bedesten, ticari yaşamın odak noktasıymış bir zamanlar. Anadolu’ya Mezopotamya’dan gelen, altın ve gümüş telleri bükerek biçim verme sanatı telkari ise, ahilik yoluyla 250 yıl önce ulaşmış Beypazarı’na. Bugün kentte çok sayıda gümüş atölyesi var. Şehrin merkezinde yer alan ve gümüş dükkanlarını barındırıran Gümüşçüler Çarşısı, kenti ziyarete gelenlerin en gözde mekanları arasında.

Alaaddin sokağında hareketli bir hayatın ticari ilişkileri süredursun, biz ara sokaklarda gizlenen tarihi yapıları dolaşıyoruz. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 1225 yılında yaptırılan aynı isimli cami, Fatih Sultanın lalası olan Akşemsettin adına yapılan ahşap minareli cami, Kuyumcular Çarşısı’ndaki İncili Cami ve üzeri kurşunla kaplı Kurşunlu Cami ilk bakışta göze çarpan yapılar arasında. Gazi Gündüzalp, Karaca Ahmet, İvaz Dede, Kara Davut, Necmettin Kübra, Üç Kızlar, Tahir Baba, Yediler ve Tacettin Baba türbeleri ilçenin görülmesi gereken diğer tarihi eserleri arasında. İnözü Vadisi girişindeki Boğazkesen kümbeti ise, özgün stiliyle dikkat çeken yapılardan biri olarak karşımıza çıkıyor.


Tezgahları süsleyen havuç ve karadut suyuyla enerjimi tazeleyip yerleşimin dışına doğru yol alıyorum. İnözü deresinin Kirmir çayına karışmadan önce yol aldığı vadi, antik dönemden beri kullanılan bir yerleşim aynı zamanda. Bölge, yamaçlarındaki mağara oyukları, mezarları ve kiliseleriyle İç Anadolu’nun önemli mekanlarından biriymiş. Frig ve Kapadokya kaya yerleşimlerine benzeyen İnözü Vadisi’nin ardından, coğrafi koşulların ilginç oluşumlar meydana getirdiği Dereli köyünde, peri bacalarını ziyaret ediyorum.

Beypazarı çevresinde görülmeye değer pek çok doğal güzellik var. Kıbrıscık yolundaki Karagöl, ormanlar içindeki Tekke yaylası ve aynı adı taşıyan gölüyle Eğriova yaylası birer piknik ve mesire yeri aynı zamanda. Nallıhan karayolu üzerindeki Sarıyar barajının oluşturduğu gölet, kuş gözlemciliği de yapılabilen bir cennet köşesi. Beypazarı kadar olmasa da eski evleri ve tarihi eserleriyle öne çıkan Nallıhan ilçesi, mutlaka görülmesi gereken yerler arasında. Termal alanlarıyla da turizm potansiyeli olan Beypazarı, her yıl binlerce turisti ağırlıyor. Romatizma, kan dolaşımı, kalp ve solunum yolu bozuklukları, kireçlenme ve cilt hastalıklarının tedavisinde yararlanılan Kapullu ve Dutlu Tahtalı kaplıcaları dertlerine deva arayanlara hizmet veriyor. Karakoca mevkiindeki maden suyu kaynağı değerlendirilerek modern fabrika ve dolum tesisleriyle donatılmış. Beypazarı’nı ziyaret edenler, yöreye özgü ‘kuru’ adı verilen peksimeti, güveci, höşmerimi, yaprak sarmasını ve ev baklavasını mutlaka tatmalılar. Ev yapımı makarna, tarhana, kurutulmuş meyve ve domates gibi ürünlerin yanı sıra, Türkiye’nin havuç ihtiyacının % 60’ının burada karşılandığını hatırlatalım. Beypazarı havucunun dondurması, suyu, lokumu, sabunu, keşkülü ve hatta sucuğu bile yapılıyor.

Misafirperver halkı, binlerce yıllık tarihi ve kültürel değerleriyle yerli ve yabancı gezginlerin ilgisini çeken Beypazarı, Türkiye’de görülmesi gereken ilk on yerleşimden biri olmayı hedefliyor. 17. yüzyılda Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde bahsettiği kent, artık turizmde markalaşmaya doğru adım adım ilerliyor.

Ersin Demirel


                                   Copyright © Has Seyahat Dergisi / HAS Turizm 2007 - Bütün Hakları Saklıdır.